Menu Close

Filtre

Lokasyon

Vize

Mevsim

Kategori

Tarih Aralığı

FİLTREYİ UYGULA

Menu Close

Her Devrin Cazibe Merkezi: Orta Avrupa

Orta Avrupa… Tarihin her döneminde doğu ve batı medeniyetlerinin birleşme noktası olmuş, tarihin her zerresinden izler taşıyan bir kültür mirası… Peki Orta Avrupa deyince akla gelen ilk şehir hangisidir? Cevabı hepimiz biliyoruz, Viyana tabii ki! Viyana, Avusturya’nın başkenti ve en büyük şehri. Birleşmiş Milletlerin dört resmi merkez temsilciliğinden birine sahip olan Viyana, yüzyıllar boyunca Habsburg Hanedanı’nın yerleşim yeri olmuş ve şehir tarihi dokusunu hiç kaybetmemiş. Viyana’ya ne zaman gidilmeli? Nereler görülmeden dönülmemeli? Şehirde neler yapılmalı? Gelin bu soruların cevaplarını birlikte arayalım.

Orta Avrupa’da Her Mevsimde Ayrı Güzellik!

Viyana, yılın her mevsiminde farklı güzellikler sunuyor. Kış ayları oldukça sert ve soğuk geçse de şehrin bembeyaz karla kaplı görüntüsünü görmek için üşümeye değer diyebiliriz. Yeni yıl yaklaştıkça şehrin ışıklarla süslenmesi ve insanların neşe içerisinde Noel ruhunu sokaklara taşımasıyla şehir bambaşka bir görünüm kazanıyor. Aralık ayında birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Viyana’da da kurulan ‘Christmas Market’leri ziyaret etmek daha önce hiç yaşanmamış bir yeni yıl deneyimi yaşanmasına olanak sağlayabilir. 1883 yılında inşa edilmiş olan belediye binasının önündeki meydanda kurulan buz pateni pistinde buz pateni yapmak, eşi benzeri olmayan bir his yaratıyor.

Yeni yıla girmek için geri sayım yapılırken Aziz Stefan Katedrali’nin 20 kiloluk en büyük çanı olan Pummerin’in çalmasına ve çanın susmasının ardından başlayan havai fişek gösterisiyle şehrin aydınlanmasına şahit olmak için orada bulunmak büyük bir keyif olsa gerek. Bu ve bunun gibi birçok unsur nedeniyle yeni yıla Viyana’da girmek oldukça çekici görünüyor. Belki de yapmayı planladığınız bir Viyana gezisini yeni yıla denk getirmek çok iyi bir fikir olabilir.

(Pummerin Çanı)

Viyana tabii ki yalnızca kış aylarında böyle güzel görünmüyor. Şehir, nisan ayına yaklaşılmasıyla ısınıyor ve bu sıcaklık şehrin her bir noktasına yansıyor. 850’den fazla park ve yeşil alan bulunan şehirde, havaların birazcık ısınmasını fırsat bilen binlerce kişi kendini dışarıya atıyor ve temiz havanın tadını çıkarıyor. Bu parklarda bulunan birçok farklı aktivite fırsatını değerlendirmek, şehrin ruhunu hissetmek için çok büyük bir fırsat olabilir.

Bu arada söylemeden geçmeyelim, bu parklarda çimlere basmak serbest! Bunun yanı sıra Viyana’nın ‘Art Nouveau’ yani Yeni Sanat tarzı mimariyi en iyi şekilde temsil eden ve içinde bulunduğunuzda bir film sahnesindeymişsiniz gibi hissettiren kafelerinde vakit geçirebilir, çekileceğiniz birçok fotoğrafla Instagram hesabınızı canlandırabilirsiniz.

Şehrin ‘Görmeden Gelme’ Noktaları

Viyana’nın bilinen en önemli özelliği, korumuş olduğu tarihi dokusunu bütün ihtişamıyla göstermesi denilebilir. İçerisinde her türlü dönemden miras kalmış tarihi zenginlikleri barındıran şehir, bu tarihi zenginliğini bir turizm fırsatına çevirmeyi başarmış görünüyor.

Habsburg Hanedanı’nın yazlık sarayı olan ‘Schönbrunn Sarayı’ hem görüntüsü hem de tarihi itibariyle yerel halkın ve turistlerin ilgisini çekmekte. 1744-1749 yılları arasında İmparatoriçe Maria Theresia tarafından tamamlatılan ve barok mimari anlayışıyla inşa edilen 1,441 odalı bu saray, tarihi birçok olaya da tanıklık etmiş. 1683 yılında Osmanlı Devleti tarafından yapılan İkinci Viyana Kuşatması’nda kullanılmaz hale gelecek kadar zarar görmüş olan saray, İmparator Birinci Karl’ın Habsburg Hanedanı’nın sonunu getiren antlaşmayı imzalamasına da ev sahipliği yapmış. Schönbrunn Sarayı ve bahçesi 1996 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak kabul edilmiş.

(Schönbrunn Sarayı)

Turistlerin bir diğer uğrak mekânı ise tabii ki Aziz Stefan Katedrali’dir. 1147 yılında Gotik mimari anlayışıyla inşa edilmiş Katedral, Viyana’nın en önemli simgelerinden biri olarak kabul edilir. Daha önce bahsi geçen Pummerin Çanı, İkinci Viyana Kuşatması’ndan çekilen Osmanlı ordusunun arkasında bıraktığı metal eşyaların eritilmesiyle yapılmış. Bir ilginç bilgi daha: Tek görevi bu katedralin çan kulesinde beklemek ve Osmanlı askeri görürse çan çalmak olan bir memuriyet varmış. Bu memuriyet 1956 yılında Viyana Belediye Meclisi tarafından “artık ortada bir Osmanlı tehlikesi” olmadığından kaldırılmış. Hayli enteresan değil mi?

(Aziz Stefan Katedrali)

Viyana Devlet Opera Binası’na da göz atmadan geçemeyiz. Yılda yaklaşık 60 opera ve bale etkinliğinin gerçekleştiği opera binası Viyana’nın zengin sanat yaşantısının bir yansıması gibi. Avrupa’nın en ikonik kültür-sanat mekanlarından biri olan Viyana Devlet Opera Binası da yalnızca içerdiği etkinliklerle ilgilenenleri değil, etkileyici mimarisinden büyülenen kişileri de kendisine çekmekte. Bu ünlü binada bir opera gösterisi izlemek elbette ki çok ucuz değil fakat herkesin satın alabilmesi adına daha düşük fiyatla satışa çıkan ayakta bilet seçeneği de mevcut.

Belediye binasının önünde yer alan Rathausplatz Meydanı’da görülmeye değer yerlerden bir diğeri. Kışları Christmas Market’in ve buz pateni pistinin inşa edildiği bu meydanda yazları ise film festivali gibi etkinlikler yapılıyor. Tüm bu seçeneklerin dışında Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü tarafından dünya kültür mirası olarak kabul edilmiş olan eski şehir merkezi veya Avusturya Milli Kütüphanesi de gezmeye ve görmeye değer önemli yerler arasında. Tüm bu bilgiler ışığında Viyana’nın 2022 yılında dünyanın en yaşanabilir şehri olduğunu unutmamak gerekiyor. Hazır uğramışken Şnitzel yemeyi de unutmayın.

Bir Diğer Sembol Şehir: Budapeşte

Orta Avrupa dendiğinde akla gelen tek şehir Viyana olmuyor doğal olarak. Avrupa’nın doğuya olan köprüsü kimliğinde olan Macaristan’ın başkenti Budapeşte de Orta Avrupa’nın sembolik şehirlerinden biri. Tuna Nehri’nin ikiye ayırdığı Budin (Buda) ve Peşte şehirlerinin 1873 yılında birleştirilmesiyle oluşmuş olan şehir Budapeşte ismini almış. İki şehri birbirine bağlayan Széchenyi Zincir Köprüsü ise 1849 yılında açılmış. Berlin’in arkasında Orta Avrupa’nın en büyük ikinci şehri olan Budapeşte, diğer önemli Avrupa şehirleri gibi iyi korunmuş, kusursuz bir tarihi dokuya sahip. Şehir yaz aylarında en kalabalık nüfusa sahip olduğu dönemi yaşıyor. Yani şehri daha sakin bir ortamda ziyaret etmek isteyenler, havanın da çok soğuk olmadığı mart-mayıs ayları arasını tercih etmeliler.

(Zincir Köprüsü)

Budapeşte’nin Tadı Nasıl Çıkarılır?

Diyelim ki Budapeşte’ye gitmek istediniz ve şehre ulaşmayı başardınız. Gezmeye nereden başlayacaksınız? Cevap şehre ulaştığınız anda gözlerinizin önünde olacak: Güzeller güzeli Tuna Nehri! Şehri ikiye ayıran bu nehirde yapılacak olan bir tekne gezisiyle hem şehrin zarafetini tam anlamıyla görebilir hem de gezimize ılık bir akşam esintisiyle başlama fırsatını elde edebilirsiniz.

Şehre döndüğümüzde ise ulaşım aracı olarak tekneyi kullanamayacağınız için Avrupa’nın en eski ikinci yeraltı demiryolu ağını veya sıklıkla geçen ve şehrin her bir kısmına ulaşan otobüsleri kullanabilirsiniz. Evet, Budapeşte’nin metro ve toplu taşıma sistemi oldukça gelişmiş durumda. Öyle ki Budapeşte Metrosu 1979 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kabul edilmiş fakat gezmeye gideceğiniz yer olarak Budin Kalesi’ni seçtiyseniz, Budapeşte’de ilk görmemiz gereken yerlerden biri olduğu için kullanacağınız toplu taşıma aracı Budavári Sikló, yani Budapeşte Kalesi Füniküleri olmalı.

1870 yılında açılmış olan Füniküler hattı, İkinci Dünya Savaşı sırasında tahrip edilmiş olsa da yeniden inşa edilmiştir. Dopdolu bir Macaristan deneyimi için Budin Kalesi’ne gitme macerasını işte bu füniküler hattı başlatmalıdır.

(Tuna Nehri ve Tekne Gezisi)

Budin Kalesi, aslında 1265 yılında inşa edilmiş ve kale surları üstüne yapılmış olan devasa bir sarayı da içinde barındırıyor. Osmanlı Devleti Budin’i işgal ettiğinde kaleyi bir saray olarak değil, bir depo olarak kullanmış. 1686 yılında Avusturya ordusu şehri Osmanlı Devleti’nden geri alırken birkaç duvar dışında tüm kale yok edilmiş. 1749-1769 yılları arasında yeniden inşa edilen kale ve sarayın orijinalliğini kaybetmemesi amacıyla barok dönem tarzı referans alınarak çok da iyi yapılmış! Kale sizlere inanılmaz bir Macaristan manzarası vaat ediyor. Kale içerisinde de Macar Ulusal Galerisi ve Budapeşte Tarih Müzesi bulunuyor.

(Budin Kalesi)

Tuna Nehri’ni ve Budin Kalesi’ni gezdiğinizi varsayarsak önceliğiniz Macaristan Parlamento Binası olmalı. 1904 yılında inşa edilmiş olan Parlamento binası Tuna Nehri’nin kıyısında yer alıyor ve akşamları yanan ışıklarıyla ve ışıkların Tuna Nehri üzerine yansımasıyla görsel bir şölen yaratıyor. Zaten Tuna Nehri’ne veya Budin Kalesi’ne yapılacak bir ziyaret sırasında Parlamento binasını görmemek mümkün değil. Uzun lafın kısası Budapeşte’yi gezen kişi öncesinde bu yazıyı okumasa dahi Macaristan Parlamento Binası’na giderdi 🙂

Orta Avrupa’nın en sembolik iki şehri hakkında söyleyeceklerimiz bu kadar. Detaylı bilgi için bizimle iletişime geçebilir, turlarımızı takip ederek tüm bu güzel şehirlere kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Birbirinden güzel hikayeleri kaçırmamak için blog yazılarımızı takip etmeyi unutmayın. Veni, vidi, Venn Tour!

Venn Blog